Girişim Sermayesi Fonları Nedir, Ortaklık Süreci Nasıl İşler?

Private Equity Fonu Nedir?

Türkçe’ye "yatırım sermaye fonu" olarak çevrilse de yaygın olarak  “girişim sermayesi fonları”  şeklinde kullanılmaktadır. Private Equity Fonları büyüme potansiyeli olan veya kapasitesinin altında performans gösteren şirketlere ortak olup değerini artırdıktan sonra hisselerini satarak ekonomik kar yaratmayı amaçlayan girişimlerdir. Bu fonların ellerindeki kaynak uzun vadeli yatırım yapmak isteyen varlıklı kişi ve kuruluşların, özellikle emeklilik fonlarının sağladıkları sermaye ile oluşturuluyor. Uzman profesyoneller tarafından yönetilen fonlar, değerini artırabileceği şirketlere ortak oluyor, şirket idaresi ve stratejisinde gerekli değişiklikleri yapıyor ve şirketin değeri arttığında ise (genellikle 3 ya da 5 yıl sonra) hissesini satarak yatırımdan çıkıyor.

Private Equity Niçin Önemlidir?

Private Equity Fonları Türkiye için üç önemli fayda sunuyor

1- Bu fonlar ortak oldukları şirketlere yeni yatırımlar yapmaları ve yurtdışına açılmaları için ihtiyaç duydukları büyüme sermayesini sağlıyorlar. İmalat sanayinde istihdamın %60′ini sağlayan KOBİ’lerin banka kredilerinin yalnızca %4′unden yararlanabildikleri ülkemizde, Private Equity Fonları şirketleri  finanse etmek için borçlanmaya ciddi bir alternatif olarak düşünülebilir.

2- Özellikle aile şirketlerinde, işe devam etmek istemeyen yeni kuşakların veya aile bireylerinin olması halinde  Private Equity Fonları bu  hisseleri satın almak suretiyle hem şirketlerin yaşamasına hem de büyümesine yardımcı oluyorlar.

3-  Private Equity fonları yönetim ilkeleri açısından yeterince gelişmemiş şirketlerde  yönetimi iyileştirerek bu şirketlerin rekabetçi bir hüviyet kazanmasına ve sağlıklı biçimde ekonomik fayda üretmeye devam etmesine yardımcı oluyorlar.

 

Türkiye’de Private Equity Fonlarının Durumu Nedir?

Türkiye, özellikle son yıllarda gerek ekonomik açıdan yaşanan gelişme ve istikrar, gerekse global krizlere dayanıklılık testlerini başarıyla geçebilmiş olması açısından fonlar için ilginç bir pazar. Ancak şirketlerimizde mali tabloların ve mali yönetimin uluslararası standartlarda şeffaf olmaması, bağımsız mali denetimin yeterince yaygınlaşmaması, uluslararası muhasebe ilkelerinin henüz yeterinde yaygın kullanılmaması, şirket sahiplerinin şirketleri ile aralarındaki güçlü duygusal bağlar nedeniyle hisse satışında isteksizlik göstermesi bu tür Private Equity Fon yatırımlarının istenen hızda artmasına imkan vermiyor.  Yine de Türkiye’de bir çok başarı hikayesinden söz etmek mümkün. Bunlara en canlı örnek Mey İçki’yi yaklaşık 5 yıl önce almış olan fonların geçtiğimiz günlerde çok iyi bir kâr ile çıkış yapmış olmalarıdır. Daha bir çok irili ufaklı şirketimizde bu tür fonların yatırım yaptığını görüyoruz.

Gıda Sektöründe Durum Nedir?

Türk Gıda sektörünün bu fonlardan yeterince yararlanmakta olduğunu söyleyemeyiz. Halbuki iç pazarda güçlü yabancı oyuncuların ciddi rekabetine maruz kalan sektörümüzde, hem dışa açılma, hem kurumsal dönüşüm sağlama, hem de rekabet edebilmek için zorunlu olan büyümeyi pahalı finansman kullanmadan yapabilme imkanlarını bu fonları kullanarak sağlamak mümkündür.

Yeni büyümekte olan, aile şirketi hüviyetini koruyan, büyük oranda sadece ihracat yaparak ayakta kalabilen gıda şirketlerimizin hem yeni ürün geliştirebilmek, hem yeni makine yatırımları yapabilmek, hem girdikleri yabancı pazarlarda marka tutundurma faaliyetlerine bütçe ayırabilmek için ciddi kaynaklara ihtiyaçları var. Private Equity Fonları ile yapılacak ortaklıklar sektörün  kaynak ihtiyacını karşılayacağı gibi şirketlerin global rekabete hazırlanması için yapmak zorunda oldukları yönetimsel dönüşümü, kurumsallaşmayı ve profesyonelleşmeyi hızlandırıcı bir etki yapacak bu sayede şirketler kalıcı hale gelecektir.

 

 

Ortaklık Süreci Nasıl İşliyor?

Private Equity Fonları ile ortaklık kurmayı düşünen şirketlerin bir danışmanla birlikte hazırlıklarını tamamlaması yararlı olacaktır. Süreç ilerledikçe seçilen danışman başka alt danışmanların da çalışmalara katılmasını sağlayarak tüm işlem ve eylemlerin kontrol altında ve şirket hissedarlarının menfaat ve beklentileri doğrultusunda gelişmesini sağlayacaktır.

Öncelikle, şirketin  hem geçmiş mali tabloları, hem de gelecek ile ilgili planları uluslararası standartlarda toparlanacak ve  bir iş planına dönüştürülecektir. Bilahare bunların bir “Tanıtım Kitapçığı” (Information Memorandum – IM) halinde toparlaması gerekiyor. Şirketin danışmanı bu tanıtım kitapçığının bir özetini (teaser) ilgilenebilecek muhtemen alıcı fonlarla paylaşıyor. İlgilendiğini belirten fonlarla önce bir gizlilik sözleşmesi yapılıyor ve sonra hazırlanan kitapçık sunuluyor. Bir sonraki aşamada ise taraflar yüzyüze gelerek görüşme yapıyor, şirketin üretim tesisleri geziliyor. İlginin devam etmesi halinde,  muhtemel yatırımcıların teklif ve ortaklık yapısı önerileri danışman ve şirket hissedarları tarafından değerlendiriliyor. Herşeyin olumlu seyretmesi halinde taraflar arasında bir “ortak anlayış bildirgesi(memorandum of understanding) imzalanıyor. Muhtemel alıcının görevlendireceği bağımsız denetçiler şirkette “detaylı inceleme” (due dilligence) yaparak verilen bilgi ve belgelerin doğruluğunu teyit ediyorlar. Artık taraflar ortaklık sözleşmesini yapmaya hazırdır. Tarafların hukukçularının da iştiraki ile sadece Türk hukuku açısından değil uluslararası hukuk ilkeleri açısından da şirket hissedarlarının menfaatlerini koruyan bir müzakere süreci yine danışmanın gözetim ve koçluğu altında tamamlanarak mutlu sona ulaşılıyor.

Make a Free Website with Yola.